Felsefe
Düşünce, Düşün-ce
Başlı başına bir sütun tutan tüm düşüncelerimizi içimize aktardık. Peki bu düşüncelerin ayakta kalmasını sağlayan sütunu fark edebilmiş miydik?
"…başkalarının sözlerini ağzında uzun uzadıya çiğneyip tükürükle yoğurduktan sonra yutan, ama sindirmeksizin yine kusup çıkaran sorumsuz bir insanın düşüncelerinin gözlerimden geçip varlığımdan içeri girmesine göz yumdum. Başlı başına bir sütun tutan bu düşünceleri içimize aktardım." — Hermann Hesse, Bozkırkurdu
Düşüncenin Sütunu
Başlı başına bir sütun tutan tüm düşüncelerimizi içimize aktardık. Peki bu düşüncelerin ayakta kalmasını sağlayan sütunu fark edebilmiş miydik? Her büyük fikir, küçük bir düşünce anı, aklımızla vardığımız o cümleler, bunları ne tutuyordu? İnsanın sütunu neydi?
Bu cümlenin bende çağrıştırdığı düşünce, fikirlerimizin nereden geldiği ve nereye gittiğini biliyor muyuz aslında? Sorusuydu. Hakikat yani. Her fikrin, düşüncenin yalancı çıkmasına bu kadar razı olmuşken, buna neden çaba harcadığını öğrenmek istemez mi insan?
Samimiyet ve Düşünce
Samimiyet kelimesini kullanacağım. Samimi miyiz tüm fikirlerimizde? Düşüncelerimizi oluşturan tüm cümlelerin kelimelerini kim seçmişti? Ben şayet bu soruya, samimi miydik? Ne kadarı kendimizdi sorusunu soruyorum, eminim ki bu insanı dayanılmaz bir yere götürür. Tam da Nietzsche'nin durduğu yere.
"Her fikir başkasına ait olduğu sürece, sen sadece bir taşıyıcısın."
Yaşayan ve Ölen Düşünceler
İnsan yaşıyorsa, yaşıyordur. Ölmüşse, ölmüştür. Düşünceler, seninse yaşıyordur, başkasındansa ölmüştür. İnsan bilerek ne zaman ölmek ister?
Kendini unutmak istediğinde belki de.
İnsan ne zaman kendini hatırlar?
Başka değil, kendi kelimeleriyle.
Tek Nota Değiliz
Peki bu satırları yürürken, tam burada durdum. Duruyorum ve düşünüyorum. İnsan ne kadar kendisi olabilir? Bir başkası karışamaz mı kendimize? Tek başımıza tango yapamaz mıyız?
Diyorum ki, elbette, ben istersem katarım kendime başkasını. Ama bu sefer seçerek, bilerek ve bilinçle. Tango diyorsak tek olmaz diye düşünüyorum sonra. Mutlaka bacaklarım bir başkasına dolaşmalı, arkadaki melodinin en narin yerinde dönerken, bir el tutmalı diyorum, çevirmeli. Kendimi yalnız düşlüyorum, mümkün diyorum. Sonra ekliyorum; başkasıyla melodi yapabilirim. Çünkü ben notayım, her bastığımda farklı ses çıkıyor.
Hayatta tek nota değiliz. Do, re, mi, fa, sol, la, si. Tek nota olmadığımız gibi, tek notaya sahip olmayan da değiliz. Dünyada kim yaşıyorsa, bir şarkının içinde biriz.
Şimdi düşünüyorum, kaçımız bu notadaki sesimizi duyabildik?
Durmuştum, yürümeye devam ediyorum.
Kendine Ait Bir Oda
Kendi sesimizi aramayı, başkalarının gürültüsü içinde duyabilir miydik?
Virginia Woolf'un kitap ismi gibi: "kendine ait bir oda"
Kendimize ait bir oda, güneşi içeri misafir edecek ve rüzgârı hissetmek için bir pencere, gidebilmek cesareti ve kalabilmek ümidi için de bir kapı.
İçeride her şeyi hallederdik.