Felsefe
Hubris Sendromu
2009 yılında Brain dergisinde yayınlanan bir makale, özellikle yönetici ve lider pozisyonlarındaki insanlarda belirginleştiği öne sürülen ve bir tür kişilik bozukluğu olarak kabul edilebilecek bir sendromdan bahsediyor: Hubris sendromu.
2009 yılında Brain dergisinde yayınlanan bir makale, özellikle yönetici ve lider pozisyonlarındaki insanlarda belirginleştiği öne sürülen ve bir tür kişilik bozukluğu olarak kabul edilebilecek bir sendromdan bahsediyor: Hubris sendromu. Hubris kavramının kökenleri Antik Yunan'a kadar uzananan bir geçmişi bulunmaktadır. Ahlak üzerine yazılmış kitaplarla birlikte pek çok tragedyada da işlenen bir tema olarak karşımıza çıkan "hubris", kibir, gücünü kötüye kullanma ve Tanrılara karşı saygısızlık gibi durumları ifade etmek için kullanılan bir kavramdır.
Antik Yunan'da "hubris" kavramı özellikle mitolojik anlatılarda ve tragedyalarda önemli bir yer tutar. Genellikle tanrılara karşı çıkan ve kendi gücünü abartarak kibirlenen, tanrıları küçük gören bir karakter üzerinden şekillenir. Söz konusu davranışlar anlatının devamında bir felakete yol açar. Tanrıların gazabından payını alan kibirli karakter vasıtasıyla paternalistik bir yaklaşım kullanılarak ahlaki öğütler verilir. Aiskhylos'un Agamemnon oyununda, Sophokles'in Antigone'unda ve Hesiodes'in metinlerinde hubris teması ön plana çıkmaktadır.
Hubris Sendromu'nu bir tıp terimi olarak öneren Owen ve Davidson, çalışmalarında özellikle devlet yöneticilerine odaklanmakla birlikte sendromla yalnızca yöneticilerde değil, sanatçılar, iş dünyası liderleri ve dini figürlerde de karşılaşılabileceğini belirtmişlerdir. Söz konusu kişilerin öteki insanlar üzerinde etki gücüne sahip olmaları dikkat çekmektedir. Bir toplumun tamamının ya da belirli bir kesiminin yaşamını etkileyebilecek güce haiz olan bu insanlar, kimi zaman güçlerini kötüye kullanma eğilimi göstermektedirler. Sahip oldukları güç tarafından zehirlenen insanlar, gerçeklikten koparlar. Özgüvenleri aşırı denilebilecek bir seviyeye ulaşır ve hata yapabileceklerini kabullenemezler. Mesiyanik heveslerle kendilerini yüceltirler, kurtarıcı rolüne soyunurlar.
Kur'an-ı Kerim'in ilk nazil olan suresi olan Alak Suresi'nde anlatılan insan prototipi ile Hubris Sendromu'na sahip insan prototipi arasında bir takım benzerlikler göze çarpmaktadır. Alak Suresi'nde sonsuz kerem sahibi Allah'ın insanın bir embriyodan yarattığı söylenerek insanın acizliği vurgulanmaktadır. Hemen sonrasında bilgi sahibi olarak eline güç geçiren ve sınırlı gücüyle kendisinin ihtiyaçsız olduğu zannına kapılan insanın, kibre kapılıp azıttığından bahsedilir. Kibirlenen insan bilgisini ve gücünü kullanarak öteki üzerinde iktidar hevesine kapılır. Ötekinin kişiliğine, fikrine, inancına saygı duymaz. Doğru olanın yalnızca kendisi olduğuna dair sarsılmaz bir imanı vardır. İktidarı vasıtasıyla ötekinin hayatı üzerinde tahakküm kurmaya çalışır. Kendi fikirlerini dayatır, ötekinin özgürlüğüne karşı çıkar.
Gücü tarafından zehirlenen ve gerçeklikten kopan insanların karşısına kimi zaman onun hatalı olduğunu söyleyen insanlar çıkar. Ancak böyle bir şeye imkan vermezler. Kendi iktidarlarını sarsacak, toplumdaki imajına gölge düşürecek düşünceleri dinlemeye dahi yanaşmazlar. Böyle durumlarda yanlarındaki insanlardan destek ararlar. İktidarı dolayısıyla yanında bulunan insanlara kendi haklılığını doğrulatarak bir ego balonu içinde kör, sağır bir şekilde yaşarlar. Kibrinden vazgeçmeyen ve hakikati yalanlayan insan bir ömür boyunca kendisine zulmeder. Ancak mutlak kudret ve mutlak bilgi sahibi yalnız Allah'tır. Şüphesiz ki Allah kulları arasında hüküm verdiğinde, dünyada kibirli davrananlar ateşin içinde olacaklardır.
Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur. (13/28)