← Yazılara dön

Felsefe

İnsan İçin İyi Olan Nedir?

Yazar: Selen Atay · · 7 dk okuma

Erich Fromm'un Sahip Olmak ya da Olmak kitabından yola çıkarak: sistem için iyi olan ile insan için iyi olanın ayrımı, özgür irade ve zihniyet inşası üzerine bir deneme.

İnsan İçin İyi Olan Nedir?

'insan için iyi olan nedir?' sorusu, yerini 'sistem için iyi olan nedir?' sorusuna bırakıyordu.

Erich Fromm'un Sahip Olmak ya da Olmak kitabının giriş bölümünde bahsettiği bu değerli cümle, beni fazlasıyla düşündürdü ki zaten son zamanlarda bunu fazlasıyla düşünüyordum. Birazda sizinle kafa yoralım, üzerine felsefe yapalım ve kendimiz adına 'düşünme' eylemini gerçekleştirelim istedim.

Sistem için iyi olan nedir derken, sistemin kelime anlamı düzendir. Her çağın, istediği farklı düzenler vardı. Fakat değişmeyen ve günümüzde en üst seviyeye taşınan sistemin arzsu: 'tüketim' 'sahip ihtirası' 'yalnızca kendini düşünen bireyler' arzusu oldu. Bu saydığım 3 temel ilke, çağımızın baş ağrısı haline gelmiştir. Bunu sokakta yürürken son zamanlarda hem kendi, hem de insanların yüzlerinde görebiliyorum ve gün geçtikçe bu daha da korkunç bir hal alıyor. İstediğini elde etmenin mutluluk olduğunu sanan biz, doğal yollarla önümüze çıkan ve içgüdülerimize hitap eden fırsatları göremiyoruz. Çünkü, İstediğimiz şeyde samimi değiliz. Bunun sebebi, bir şeyin karşılığında olarak onu istememizden geliyor. Örneğin, kitap okuma alışkanlığını kendi kişisel katkımıza ihtiyacımızdan dolayı değil de, insanların kitap okuduğunu ve son zamanlarda sosyal medyada kitap okuma güzellemeleriyle karşılaştığımız için yapıyoruzdur. E Peki diyebilirsiniz ki bunda kötü ne var, kitap okuma alışkanlığını kendin dışında başka birinden duyarak da edinebilirsin. Bu doğru bir soru olur. Bazı şeylerin kendisini bizzat deneyimleyemesek de ve o motivasyona sahip olamasak da, deneyimlemiş ve bunda motive olan kişilerden sadece tavsiye alarak da onu başlayabiliriz. Fakat örneği şimdi başka türlü değiştirelim. Örneğin, Çalıştığımız bir kurumda çalışmamızın sebebi, özümüzde gerçekten neye ilgi duyduğumuzu bilmeden ve emperyalist bir teknoloji çağında çılgınca başarı propogandası yapan ve propogandalarda sürekli ne kadar fazla çalışırsan o kadar kazanırsın ve mutlu olursun denilmesinin sebebi olabilir mi?

Çalışmak, çaba göstermek ve gayret etmek bana kalırsa anlamlı bir hayat yaşayabilmek açısından çok önemli bir amaçtır. Fakat buna hangi yolla ve fikirle başlayacağımız, sistemin bizden istediği şekliyle değil, bizim kendimizden neyi istediğimiz şekliyle ancak olabilir.

Neye yatkın olduğunuzu, potansiyelinizde neyin açığa çıkabilmeyi beklediğini, karanlık yönlerinizi, içten sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeyleri ve bunun gibi bütün sizin kendi doğanıza ait ve içinizde bulunan şeyleri ancak siz bilebilirsiniz.

Şimdi ilk başta sorulan soruya geri dönüyorum:

'insan için iyi olan nedir?' sorusu, yerini 'sistem için iyi olan nedir?' sorusuna bırakıyordu.

Şimdi belki sorun, zihnimizde anlam itibariyle değişmiştir bi nebze.

Sistemlerin bu sorularının getirdiği, bencillilk, açgözlülük ve sahip olma ihtirası, insanda doğumla birlikte var olmamıştır. Bunu bizler o veya şu nedenlerle ve kendimiz ya da dışımız tarafından kendimiz yaratmışızdır.

Bugün, bencil olmamayı, açgözlü olmamayı ve sahip olma ihtirasının seni yönetmemesini seçebilirsin.

Bizi yaratan, bize özgür irade vermiştir. Sen bu hayatta karşına çıkan şeylerle ilgili seçim yapabilirsin ve bu senin elindedir. Seçimini yaparken esen rüzgar her zaman esecektir, güneş her gün olduğu yerden doğup ay her gün bildiği fazlarına geçiş yapacaktır ve aynılıkta değişecektir çünkü güneşin ve ayın doğası budur.

Fakat biz, insanlar olarak, fikir üretebiliyor, vazgeçebiliyor, yeniden başlatabiliyor, karar verebiliyor ve seçim yapabiliyoruz.

Bu yüzden kendi görevimizi küçümsememeliyiz.

İrademizin varlığını görememek ve dolayısıyla insan olarak görevlerimizi küçümsemek, tıpkı insanlar tarafından kontrol edilen bir kimsenin durumu gibidir. Buna Örneğin şöyle diyebiliriz, kendini çirkin, başarısız ve bencil olarak zanneden bir kimseye sebebini sorarsınız ve insanların onun hakkında düşündüğü şeylere yönelik bunları temellendirerek anlattığını fark edersiniz. Halbuki burada o kişiden tek duyamadığımız şey: 'peki sen kendin hakkında neyi biliyorsun?' dur.

Şunu bir ayırayım, güvenilir, erdem sahibi ve ahlaki temellerine değer verdiğimiz kimselerin görüşleri ve yapıcı eleştirileri her zaman bizler için bir ışık kaynağıdır, fakat bunları ayırt edebilmemiz için önce insan olarak kendi vasıflarımızı, irademizin ne kadar gerçekten var olduğunu anlamalıyız, kendimizi tanımalıyız aslında. Bu, tüm gerçekliği görebilmenin temel yapıtaşlarından biridir bana göre.

Çünkü kendimizi bilirsek, bir zihniyet inşa edebiliriz. Zihniyet inşa etmenin de önemini şu örnekle açıklamak isterim:

Yolda yürüyen bir kişi düşünün, yanından oldukça güzel biri geçtiğinde onu rahatsız edecek şekilde baktığını ve gözlerini o kişiden çekmediğini düşünün, bu bir zihniyettir. Yine yolda yürüyen bir kişi düşünün, aynı güzel gözüken kişiyi görüp fark ettiğinde, rahatsız olabilir gerçeğiyle gözlerini başka tarafa çevirdiğini düşünün, bunu yapan da bir zihniyettir. Bu iki kişiyi ayıran, zihniyetleridir.

Yani, bu hayatı anlamlı ve bilinçli yaşayabilmek istiyorsak, inşa ettiğimiz zihniyet hayati önem taşır. İşte bundan sonra 'insan için iyi olan nedir?' sorusu sorulduğunda ve hemen yanında 'sistem için iyi olan nedir?' sorusu sorulduğunda, gerçekten bu ikisinin ayırımını yapabiliriz. Sistem için bir şey iyi olacaksa, bunun yolunun ancak insan için iyi olanın gözetilmesiyle olacağını keşfedebiliriz belki. Bu iki soru gibi, her zaman ikisinden birini seçmek zorunda değilizdir. Seçeceğimiz şey bencil olmayan, bizden başkalarını da gözeten ve bu yolda ortak bir iyilik için çaba sarf etmek günümüzde tercih dışı gibi gözüküyor maalesef. Kendi görev ahlakımızla o kadar ilgilenirken, değeri olan başka insanlar için de katkı da bulunuyor olmamız bir o kadar da önemlidir aslında. Tüketim çılgınlığı derken, bencilliklerden çıkan tüketimlerle ilgilidir bu 'tüketim çılgınlığı' aynı zamanda.

Tüm yazıları gör