← Yazılara dön

Felsefe

Konfor Alanı Miti

Yazar: Selen Atay · · 5 dk okuma

Başlıktaki “Myth” yani Türkçesiyle “Mit”i kelimesini özellikle kullanmak istedim.

Konfor Alanı Miti

Başlıktaki “Myth” yani Türkçesiyle “Mit”i kelimesini özellikle kullanmak istedim. Bir şeyi öğrenmeden önce, o şeyin kökenine bakmak gerekli. Konfor Alanı dediğimiz insanın bir şeyin içinde bulunma durumu ve bu alana konfor denmesi, ne demektir? Bunu hiç gerçekten düşündük mü size sormak isterim. Konfor dediğimiz şey bize rahatlık sağlayan şeylerdir. Bu bir alan, bir duygu bir insan vb. olabilir. Bu alanda hissettiğimiz şeyler rahatlık, huzur gibi pozitif bedensel, zihinsel ve duygusal durumlarımızdır. Peki neden 21.yy’da, şu an, her yerde bize konfor alanınızdan çıkın diyorlar?

En derine inelim, toprağın altına, kendi köklerimize bi uzaktan bakalım isterim. Evet, kolay olmayacak tabiiki, basit olan şeyleri zorlaştırır insan. Devam edersek.. Önce insan hiçbir şey olmadığında, etrafında hiç kimse olmadığında, sen kimsin? Sorusunu size sorarım. Siz de kendinize, etrafımda kimse yokken, bir şey olmam istenmediğinde veya bir şey olmak zorunda olmadığımda veya bir şey olmak zorunda hissetmediğimde ben kimim? Sorusuyla başlayalım. Bu soru yine içinde şunu barındıracaktır: Peki.. Cevapladıysak, O zaman.. Ben dediğim şey ne? Sen dediğin şey ne?

Örneğin kendinizi disiplinli ve tutumlu biri olarak etiketlemiş, adlandırmış iseniz, bir gün biri size savurgan veyahut tembel dediğinde tetikleneceksiniz dimi? Tetiklendiğiniz yer, kendinize, kendi ellerinizle oluşturduğunuz bir kimliğiniz var demektir. Kimlik. Peki insan kendisine disiplinliyim, tutumluyum, neşeli biriyim, özgüvenliyim, dürüstüm dediği zaman bu kelimeler ile adlandırdığı zaman yeniden kendine bir isim koymuş olur. Olmaz mı?

Ve bir gün disiplinli biri yapması gerektiği şeyleri atlamak ve yoğun dinlenmesi gerektiğinde, tutumlu olan birinin canı fazlasıyla harcama yaptığında, ya da neşeli olsan sen; depresif hissettiğinde veya özgüvenli olan sen; fikirlerin duyulmadığında ne hissedeceksin? eğer oluşturduğumuz kimliğiniz ön plandaysa, olduğumuzun tam tersi olduğunda, bir kendimizi şefkatle izlememizi öneririm. Dışarıdan sakin ve soğukkanlı görünseniz bile içeriden bedeniniz ya da bir duygunuz sinyal verir, biz buna tetiklenme diyoruz. O yüzden tekrar soruyorum, kendine bir kimlik oluşturmadan önce, özünde sen kimsin?

Her kimlik, içinde bir savunma/koruma stratejisi oluşturur. Bu kimliğimiz ilk başta bize dostumuz gibi gelir çünkü güvende hissederiz ve kendimizi dışarıya karşı korumuş oluruz. Yani; akıllıca bir strateji geliştirmiş oluruz. Peki yeniden soruyorum, savunma stratejinin seni daha fazla korumasına göz mü yummalı yoksa gerçeği keşfedip, kendinin gerçeğini keşfedip acı-tatlı kendin olarak var olmak mı?

İşin ilginç tarafı, bizi en çok tetikleyen insan ve yerlerden öğreniriz kendimizi. Günümüz çağındaki “modern” insan, artık kendini tanıma fırsatı olan bu yerlerden uzaklaşarak huzura kavuşma arzusundadır. Fakat insan her gerçekliğiyle, en kırgın yerinden o şeyi gördüğünde gerçekten orada var olur. Oysaki tüm cesaretin bunun tam tersini yapmak olarak adlandırır çağımız. Olsun, bu da insani bir yöneliştir.

Şimdi konfor alanı meselesine geri dönüyorum. İnsan kendini yıllar içerisinde tanımaya, içe dönmeye başladıkçaaitlik hissi; güven hissi arzusu, sevilme arzusu ve görülme arzusu taşımamaya başlar. Çünkü bir başkası, patronumuz, eşimiz, çocuğumuz, dostumuz yani bir başkasını, artık onları daha tanımadan veya tanıyorken, haberleri olmadan yüklediğimiz(ilkin doğal bir yöneliştir) anlamlar, artık orada olmazlar. O anlamlar bizim içimizde var olur, ve bu yükü karşımıza yüklemeyiz. Sessiz anlaşmalar vardır, siz anladınız, bunlar onlar.

Konfor alanının sesini duyan, onu gören var mı? Artık yoktur bu alanda.

Çünkü yürüdüğümüz ve gittiğimiz her alan, gördüğümüz ve deneyimlediğimiz insan ve projeler, bizim için bir tanıklık alanıdır. Tanık olarak kalabilen insan da büyür, madde dünyasında değil içsel zenginleşir, coşkunlaşır. Ama ses getiren, görünen bir büyüme olmaz bu. İçten, sessiz, narin ve saf bir halde büyür.

Bunu, güzel bir çiçeğe baktığımızda da deneyimleriz aslında. Ya da akşamüstü martılarının öylece deniz kenarında duruşlarından da, ya da ağaçların öylece sapasağlam duruşunda da deneyimleriz, anlarız, görürüz aslında.

Belki de ihtiyacımız olan en önemli şey: dikkatimizdir. Neye dikkat verdiğimiz ve nasıl dikkat ettiğimizle ilgilidir..

Tüm yazıları gör