← Yazılara dön

Felsefe

Sistem: İçeride miyiz yoksa dışarıda mı?

Yazar: Selen Atay · · 7 dk okuma

Kullandığımız kelimeler hayatı yaşayışımızı belirliyor. Peki bu kelimeler nereden geliyor? Sistemin içinde fark ederek, hatırlayarak ve sorular sorarak kendi merkezimizden bakabilmek üzerine.

Sistem: İçeride miyiz yoksa dışarıda mı?

Kullandığımız kelimeler bu hayatı yaşayışımızı belirler. Gördüğümüz, duyduğumuz, kokladığımız; tüm duyu organlarımızla algıladığımız şeyleri zihnimizde yorumluyoruz ve bunu kelimelerimizle yapıyoruz. Peki bu kelimeler nereden gelir? Bunları öğreniriz. Peki ya içini dolduramadığımız kelimeleri kullanıyorsak, bu kelimelerle düşünüyorsak, o zaman ne olur?

Sistem Dediğim Şey

Şimdi buradan, başlıktaki sistem konusuna geçmek istiyorum. Benim bugün sistem olarak adlandırdığım şey; insanların yaşayışını belirleyen sosyal medya, devlet, fikirler ve sosyal medyanın bir uzantısı olarak tabelalar, billboardlar, reklamlar, televizyon, podcastler, YouTube kanalları ve benzeri tüm kanallar…

Tüm bunların hepsi bir sistemdir ve bizler için bir şey oluştururlar; zaman zaman fikirlerimizi, varlığımızı, yaşam tarzımızı. Ve biz bu oluşumun içinde kim olduğumuzu, hangi fikrin bize uygun olduğunu, nasıl yaşamak istediğimizi, yaşam dediğimiz şeyin aslında ne olduğu gibi konularda henüz derinlemesine düşünmeden, kendi zihniyetimizi oluşturmadan… Bizi içine alan bir ağ olduğunu düşünelim tüm bu sistemin.

Peki biz bu ağın içinden nasıl çıkabiliriz? Sizinle aramda bir boşluk alanı oluşturayım ve cevabını söyleyeyim: Fark ederek, farkında olarak ve hatırlayarak. Yani fark ettiğimiz şeyi hatırlayacağız; tekrar ve tekrar bunu yapacağız.

Şimdi bu sistemler biz insanlara ne yapar? Bundan bahsedelim. Dediğim gibi, kelimeler verir bizlere bu sistemler. Gördüğümüz şeyleri zihin algılar ve bununla ilgili yorum yapar; aynı şekilde duyduğumuz şeyleri de. Şu anda öyle bir çağdayız ki duyusal, zihinsel ve duygusal olarak daha içimize sindirmediğimiz fikirleri; hakkında henüz felsefe yapmadığımız, sorularını kendimize sormadığımız düşünceleri —empoze edercesine— sahipleniriz. Sahiplenme kelimesi burada doğru olacaktır; çünkü sahiplenme kelimesinde ve davranışında tutuculuk vardır, özgürlük yoktur.

Şahsen bu yazıyı yazarken, dünyada var olan tüm canlılardan insan canlısı olarak hepimizin özgür iradesi, özgür düşüncesi ve aklı olduğuna inanıyorum. Peki aklımızı nasıl kullanıyoruz?

3 Adım – 3 Dakika Kuralı

Sistem dediysek; kendi zihinsel mekanizmamızı, yani aklımızı nasıl kullanabiliriz? Başlangıçta gördüğümüz, duyduğumuz, izlediğimiz, dinlediğimiz şeylere dikkat ederek. Evet, dikkat.

Ben bu duruma başka bir yazımda şöyle bir ad vermiştim: Gördüğünüz ve duyduğunuz şeyle, sanki karşınızda fiziksel olarak bir insan varmışçasına karşılıklı durduğunuzu hayal edin. Aranıza üç adımlık bir mesafe koyduğunuzu düşünelim; o insana o mesafeden bakıyorsunuz. O insan size "nasılsın?" diye sorduğunda sesi, o mesafeden önce ses dalgalarıyla size gelir ve bu geliş çok hızlıdır. Fakat biz bunu mesafe olarak adlandırdığımızda daha uzun düşünebiliriz: 3 adım = 3 dakikadır. Buna da düşünme süresi diyoruz.

Fiziksel olarak birine aldığımız mesafe gibi; duyduğumuz ve gördüğümüz şeylere de aramıza alan tanımak (3 adım – 3 dakika kuralı) yükümlülüğünde olduğumuzu düşünüyorum. Böylelikle: Hangi kelime ne anlama geliyor? Sosyal medyada gördüğüm bir yazı, benim hazırlıklı olduğum bir yazı mı; ya da benim yaşam biçimime uygun bir yazı mı? Bunun muhakemesini yapabilmeliyiz.

Billboardlar dedik, okuduğumuz şeyler dedik; ya da bir insanın davranış biçimi de diyebiliriz. Bunlar bize ait mi? Tekrar soruyorum: Bizim yaşamımıza uygun mu bu düşünceler? Biz daha önce bu düşünceler hakkında fikir yürütmüş müydük? Yoksa bir başkasının düşünceleri, bir başkasının yazıları üzerinden mi düşünmeye başladık?

Bu durum ilk bakışta insana karmaşık gelebilir, fakat aslında karmaşık değildir. Bu yönelim, tam olarak kendi aklımızı nasıl çalıştıracağımızın mekanizmasını bize sunar. Bunun yanı sıra, düşünce dünyamızdaki fikirleri üretmenin temel taşı olarak kelimelerimizin sadeleşmesine sebep olur.

Savrulmak da Doğaldır

Eğer sadeleşmezsek; tıpkı fırtınalı bir rüzgârda nereye gittiğini bilmeyen bir kül gibi oradan oraya savrulup dururuz. Bu savrulmaya da belki ihtiyacımız vardır. Çünkü merkezimize geri dönebilmek için —merkezimiz derken, "ben şu an ne yapıyorum?" dediğimiz iç sesimizi— tekrardan yakalayabilmek, tekrardan o sese kavuşabilmek, "bu dünyada neler oluyor?", "ben aslında kimim?" sorusunu sorabilmek için. Aslında savrulma da doğaldır. Bu duruma bir bakımdan acı hissetmek de diyebiliriz.

Kendi Trafik Işıklarımız

Konumuzun özüne dönecek olursak: Evet, bir sistemin içinde olduğumuz kesin; çünkü yaşam için zaruri şeyler, belirli kurallar, belirli kanunlar var. Bunlar insani çerçevede hepimizin toplumsal olarak yaşaması için önemli faktörler. Fakat bunun dışında kalan alanlarda, neyi duyduğumuza, neyi gördüğümüze ve nerede bulunduğumuza dikkat edebiliriz.

Tıpkı bizim için konulan trafik lambaları bize nasıl işaret verebiliyorsa; biz de kendi öz benliğimize, kendimize işaretler koyabiliriz. Kendimize kırmızı ışık alanları belirleyebiliriz, sarı ışık alanları belirleyebiliriz, yeşil ışık alanları belirleyebiliriz.

Bunları belirleyebilmek için önce her şeyi baştan sorgulamak gerekir; bu benim kendi yöntemim, kendi metodum. Bu yazıda bu, bir öneridir. Örneğin beraber düşünelim: Gün içerisinde neleri otomatik olarak yapıyoruz ya da neyi bilinçli olarak yapıyoruz? Bir rutinin içerisindeyken sorgulamadan yaptığımız; yani bize ait olmayan, daha sorgusu yapılmamış, otomatikleşmiş bir şekilde davrandığımız davranış kalıpları var mı mesela?

Aynı şekilde sosyal medyada gördüğümüz bir yazı ya da bir psikoloğun bir fikri… Gerçekten katılıyor muyum? Çünkü okuduğumuz ve gördüğümüz yazılar da genel olarak belli birer ekolün ürünüdür. Bu ekoller de aslında insanlar tarafından kurulmuş, elleriyle yazılmış ekollerdir. Ve eğer farkında olarak yaşamak istiyorsak, biz bu ekolleri de sorgulayarak devam etme yükümlülüğündeyiz.

Biz insanız; yani bir bireyiz, yaşıyoruz ve varız. Bu yüzden attığımız adımları, tekrar yeniden doğar gibi, sorgulayarak ve sorular sorarak devam etme seçimini de yapabiliriz.

Kelimelerin Gücü

Bu yazıda; sistem denilen şey kabaca nedir, biz bu sistemin içinde nasıl bir metot uygulayabiliriz, birey olarak neler yapabiliriz — günlük bir dille biraz bunlardan bahsetmek istedim.

Kelimelerin anlamı ve kelimelerin gücü, yani kullandığımız kelimelerin gücü çok önemlidir. Kendimize bazen sözlük gibi bakabilmeliyiz… Örneğin TDK Sözlük, en çok bildiğimiz ve kullandığımız bir sözlüktür. Elinizde herhangi bir sözlük varsa, kendinize bir sözlük gibi bakın; o sözlüğü açtığınızda bir sürü kelime olduğunu göreceksiniz. Fakat o kelimelerden hangilerinin içini ben doldurmuşum? Yani anlamını bilerek kullanıyor muyum?

Hem kendimizle hem dünyayla, hem sistemle, hem insanlarla, hem doğayla kurduğumuz o iletişimi belirliyor kelimelerimiz çünkü. Ve eğer doğru kelimeleri seçebilirsek, yaşantımızın daha sadeleşeceği kanısındayım.


Bu yazıya veda ederken son sözlerim: Düşüncenin izi okuru olarak size keyifli düşünceler diliyorum. Düşündüğünüz, kendi fikrinizi ürettiğiniz, SORULAR sorduğunuz ve aslında "ben kimim?" sorusuyla da hayatın içinde, yaşamın içinde, kendi merkezinizden, güzel bir pencereden baktığınız haftalar diliyorum.

Tüm yazıları gör